KİŞİSEL

2016 Biterken…

18/12/2016

2016 Biterken - Sevgili Beyaz Kağıt

Hakkını verelim: 2016 çook zor bir yıldı. Şimdiye kadarki 28 yıllık hayatımda benim şahsen tecrübe ettiğim en zor yıllardan biriydi. Kişisel olarak da zaman zaman sabır sınırlarını zorlayan, hayal kırıklıkları olan bir yıldı belki, ama dünyanın ve özellikle ülkenin başına gelen, 2016 tarihinde yaşananların yanında kıyas bile götürmeyeceği için ben onları çoktan unuttum. Şu anda öncelikli dileğim, tekrar umutla, huzurla, güvenle yaşayabileceğimiz, ‘normale’ döneceğimiz, sağduyu kavramının milletçe hayatımıza yeniden gireceği bir yıl. Yaşadığımız ülkede huzur içinde olamadıkça geri kalan herşey anlamını yitiriyor ve bu sene bunu tecrübe ettiğimiz, canımızı acıtan bir yıldı. Her ne kadar günlük konuşmalarımızda sıklıkla ‘gitmekten’ bahsetsek de, ‘gitmek’ seçimini yapma özgürlüğünün kafamızı bulandıran hiç birşey olmadan, tamamen özgür irademiz ve hedeflerimiz doğrultusunda olmasını isterim. Zorunluluktan ya da korkudan değil, gelişmek için, yeni bir tecrübe için, bir amaç için gitmek öncelikli sebep olsun. Bu konuları blogumda (hatta genel olarak da hiç) konuşmayı sevmediğim için noktalayarak, 2016 yılının kendi küçük ve kişisel dünyamda nelerle ve nasıl geçtiğini hatırlamak istediğim ‘2016 Biterken’ yazısına geçiyorum.

İŞ

Bu seneye göz atmaya, ‘2015 biterken’ yazısıyla ve 2016’dan beklediklerim’e bakarak başladım ve bir kısmıyla ilgili somut hareketler olmadığını görmeme rağmen, bazı hedeflerime sonunda ulaştığımı görmek ise çok mutlu edici. Geçen seneyi kapatırken, işim ve dolayısıyla ‘hayatımı yaşama biçimim’le ilgili olarak belli bir rotaya girmiş, statükonun inadına hayallerimin peşine gitmeye karar vermiştim. 2016’nın ilk ayları, kendi e-ticaret girişimim olan Yastığım Şekil‘e odaklandığım, çok mutlu edici gelişmelerle her an heyecan fırtınası gibi yaşadığım aylar oldu. Markamızı geliştirdik, yeni ürünler ekledik, önemsediğimiz bir takım mecralarda röportajlarımız oldu, üniversitelere davet edildik ve canla başla daha iyisi olsun diye uğraştık. Girişimci olmanın zorlukları her an yakamızdaydı; hatta bir akşam sakince otururken, emojilerin patentini (kendisi Paint’te gülen yüzler çizip onları patentlemiş aslında) aldığını iddia eden bir deli tarafından tehdit bile edildim. Ama Nisan ayında Yastığım Şekil operasyonumuzu sonlandırmamızın sebepleri başkaydı. Hafif içimiz buruk, ama yeni işlerimiz için yine heyecan duyarak hayatımızın bu evresine güzel bir kapanış yaptık (belki bir gün yeniden açılana kadar).

Bunu takip eden dönemde, ben ilk kez freelance işler yapmaya başladım. Yurtdışından, çok keyif alarak çalıştığım şirketlerin projelerinde başarılı sonuçlar aldık ve bu çalışma modelini tecrübe etmek benim için çok önemli bir deneyim oldu, çünkü arkasından gelen yeni işim için beni çok iyi hazırladı. Ağustos ayında yeni ve çok sevdiğim bir işe başladım: Prag merkezli ve #workanywhere mantığıyla çalışan, ekibimin tamamı dünyanın dört bir yanında olan bir şirkette, uzmanlaştığım inbound marketing alanında, Türkiye’de henüz yayılmamış ‘remote’ çalışma modelinde. Müthiş kolay bir sistem, herkes böyle çalışmalı‘ gibi birşey kesinlikle yok, aksine çok da zorlukları var ve çok açık ve net, herkese göre bir düzen değil. Ama benim için şu anda süper yürüyor ve çok mutluyum (tahtaya vurduk mu?)!

Bir de unutmadan, video editleme becerilerimi geliştirmeyi hedefleyerek bir Youtube kanalı açtım ve anılarımızı video olarak kaydetmekten inanılmaz keyif aldığımı keşfettim. Fotoğraflara bakmayı her ne kadar seviyorduysam, minik filmleri izlemeyi de en az bir o kadar sevmeye başladım.

SEYAHAT

Yurtiçinde ilk defa Kefken ve Kerpe’yi, sevmeyeceğimi düşündüğüm ama doğru mevsimde gittiğim için çok severek ayrıldığım Mersin’i, bir doğa mucizesi ve fotoğraf çekmek için harika bir adres olan Tuz Gölü’nü, sezon dışı bir dönemde süper keyifli bir haftasonu geçirdiğimiz Antalya’yı, Phaselis ve Adrasan koylarını, yakın bir arkadaşımızı evlendirmek için Çorum‘u ve yıllardır hep gitmek isteyip bu seneye kısmet olan Yedigöller‘i gördüm. İlk kez olmasa da bir Bayram’da Bodrum ve Gökova‘ya, bir haftasonu ve bir bayramda Cunda‘ya, bir haftasonu da Çeşme ve Alaçatı‘ya gittim. İstediğim kadar sık olmamakla birlikte, ara ara Ankara‘ya ailemi görmeye gittim; hatta bir seferinde minik bir kediciği kurtarıp sahiplendirdik.

Yılın ilk yarısı boyunca hiç yurtdışına çıkmayarak kendi adıma bir ilke imza attım, ama Haziran ayının ilk haftasında yıllardır hayalim olan Tayland’da Puket‘e gittik. Hayatımızda ilk kez Güneydoğu Asya’da bir yere gittiğimiz için müthiş heyecanlıydık ve kültüre, yemeklere ve insanlara bayılarak döndük. Bundan sonra Asya kıtasına daha sık yolumuz düşeceğine eminim. Şimdiden listemde birsürü yer var; üstelik bizim para birimimizin hala nispeten bir değeri olduğu nadir bölgelerden. 2017’de de Singapur ve Bali’ye, ya da Filipinler’e, Malezya’ya yolumuz düşer, belli mi olur. 🙂

Sonbahara kadar tekrar sakin durduktan sonra, Kasım ayı sonunda 5 günlük Bolonya, Floransa ve Venedik seyahatine gittik ve sezon dışı gittiğimiz için soğuktan çekinmiştik, ama çok güzel geçti ve sezon dışı seyahatlerle olumlu bakmak konusunda doğru yolda olduğumuzu gösterdi. Aralık ayının başında ise, yılın en bomba seyahati olan ve en yakın arkadaşlarımdan birinin evliliğini kutlamak üzere gittiğimiz Cape Town var! Bu senenin en vurucu seyahati olduğu konusunda sanırım ben de Barış da hemfikiriz! Tamamen son dakika kararıyla, yılın son seyahati olan Selanik‘e ise yine hayatımda ilk kez, bu haftasonu ve üstelik otobüsle geldik. Hatta bu yazıyı Selanik’te bir kafede yazıyorum ve hava mis gibi.

Yıl boyunca çok seyahat ettik diyemem (en azından istediğimiz kadar), ama mümkün olan tüm fırsatları değerlendirmeye çalıştığımız için yine de ‘çok geziyorlar’ algısını bir şekilde korumuşuz, onu fark ediyorum 🙂 İstanbul’da daha az aktivite = daha çok seyahat anlamına geliyor ve bizim yaşam tarzımız biraz bu şekilde olduğu için sanırım ‘hep geziyormuş’ gibi görünüyoruz. Yaşadığımız şehirdeki anlamsız restoran ve ultra pahalı sosyal yaşam masraflarını kıstığımızda biz ciddi bir fark gözlemliyoruz – eğer denemek isteyen olursa minik bir tüyo olsun.

KİŞİSEL

Uzuun yıllar sonra ilk kez yeniden diyetisyene başlayıp kontrollü bir diyete girdim ve çok istikrarlı olarak devam etmeme rağmen tepki vermeyen vücuduma karşı gelmemeye karar verdim. Kilo, sağlık ve kendini sevmek konularında çok okuyup, hayatımda daha önce hiç gelmediğim bir zihinsel olgunluğa ulaştım. En sağlıklı, en az hasta olduğum ve en çok kendimi ve bedenimi kabul edip sevdiğim yılımı geçirdim ve hayatımdaki birçok gelişmeden daha önemli olduğunu düşünüyorum. Meğer ne önemli bir farkındalıkmış! Bilinçli, sağlıklı ve güçlü olmak, tartıda görüp kafayı oynattığım kilodan kat kat önemliymiş. Böylelikle, vücuduma aldığım besinlerin kalitesine ve doğallığına daha çok dikkat ettiğim, zihinsel ve bedensel iyileşme için ise meditasyon ve yogayı hayatıma kattığım bir yıl oldu. Bu konuda henüz hiç yazmadım ama yakın zamanda yazmak için kendime sözüm olsun!

Son olarak da, geçen seneki minimalleşme hedefim kapsamında gereksiz tüketim alışkanlıklarımdan yavaş yavaş kurtulduğum, dolapları bekleyen ve kullanmadığım eşyalarımla vedalaştığım bir yıl oldu. Hatta SBK Store adında bir blog açarak çok sembolik ücretlere veya ücretsiz olarak evdeki eşyalarımın ilanlarını koydum. Uzun vadedeki minimum eşyaya sahip olma planıma adım adım yaklaşmaya devam ediyorum.

Daha pek çok gelişmenin olduğu bir yıldı, ama bu haliyle bile epey uzun bir özet oldu, umarım sıkılmamışsınızdır.

2017 için çok güzel dileklerim var, ama bu sene sanırım bir liste yapmayacağım. 🙂

Sizde durum nasıl? Yılınız nasıldı, seneye neler planlıyorsunuz?

Güzel pazarlar ♥️

 

You Might Also Like