KİŞİSEL

Belirsizlik, Değişim ve Bir Merkez Üssü Arayışı

13/05/2018

Hayatımın teması belirsizlik: yeni yaşam

‘Ev’den 9,270 km uzakta, Miami’nin Coral Gables bölgesinde, 6 haftalığına bize ait başka evde bir Pazar günü geçiriyorum. Ev demişken, artık ev neresi, pek de bilmediğimi fark ediyorum. Son bir yılda hayatımda en kafa karıştırıcı kavramlardan birine dönüştüğü kesin. Belki sayı olarak çok fazla taşınma yaşamasak da, sürekli bir geçicilik hali, bir sonraki hareketin yaklaşmasından kaynaklı bir ‘yerleşememe sendromu‘ içindeyiz.

Hayatımın teması belirsizlik: yeni yaşam Hayatımın teması belirsizlik: yeni yaşam

Miami, Bodrum, İstanbul gibi rüyaları süsleyecek şehirlerde yaşama/zaman geçirme fırsatımız olmasına rağmen, hiçbir yerde yerleşik olmadık ve hala da değiliz. Çoğu kişi, ‘hayat size güzel’ ifadelerini esirgemese de, bu yorumlar aslında düşündürüyor, bir nevi kendi içimize dönüp değerlendirmemize neden oluyor. Hayatı güzel kılan nedir, herkesin ideali aynı olabilir mi, bunlar apayrı sorular. Ancak bu sabah, blogunu çok sevdiğim ve yıllardır düzenli bir okuyucusu olduğum Sezen’in ‘Belirsizlik ve Değişimle Birlikte Güzel Bir Hayat’ yazısını okuyunca, hayatımın temasının net bir şekilde BELİRSİZLİK olduğu kafama dank etti. Geleceğimi, kariyerimi, sosyal hayatımı öngörebildiğim güvenli alanlarımın hepsini yıkalı yıllar oluyor. Bir şekilde kalıpların içinde kendimi göremediğim için yıktığım konfor alanları, aslında belirsizliğin (ama aynı zamanda da heyecanların) önünü açan ilk adımmış. O gün bugündür çok çılgın tesadüfler yaşadığım da oldu, kendimi en düşünmediğim şehirlerde veya işlerde bulduğum da, çok tedirgin hissettiğim ve paniğe kapıldığım da.

Hayatından alışkın olduğun ritimleri çıkardığında, çok daha fazla opsiyona açık olman, ama bir o kadar da emek vermen gerekiyor. Aldığın kararların standart sonuçları, rotaları yok. Daha önce deneyip sana yol gösterecek birisi genelde yok. 🙂 Bir bakmışsın kafa dağıtmak için geldiğin Miami’den lokal bir şirkette iş kapmış olarak Bodrum’a dönüyorsun. Birkaç aya taşınacağını umduğun Kanada bir yıldır başvurunu sonuçlandırmıyor, geçici diye gördüğün Bodrum’da bir yılını tamamlıyorsun, şirketin seni Amerika’ya almak istiyor, göçmenlik prosedürleri işi zorlaştırıyor. Bu sürede ‘geçiciyim’ diye hiçbir yeri benimsemiyor, hiçbir yere köklenmiyorsun. Her yere otel gibi bakıyorsun, ‘nasılsa birkaç aya burada olmayacağım’.   Sonra şöyle bir geri adım atıp hayatıma bakınca, aidiyet duygumu kaybettiğimi fark ediyorum. Türkiye her zaman ev, ‘yabancı’ sayılmadığım yer, ama yabancı hissetmediğim tek yer de değil. Zaman içinde, birçok yere alışmışım, tek bir yere ait olma hissim biraz silikleşmiş.

Bir valiz dolusu eşyayla artık her yere gidebilir, birkaç günde adapte olabilir ve yeni bir yaşama başlayabilir gibi hissediyorum. Her ne kadar insanın içini müthiş bir hafiflik ve özgürlük hissiyle doldursa da, kendimi pek çok defa, gittikleri yerlerden evine objeler toplayan, rengarenk gardropları, zevkle dekore edilmiş evleri olan kişilerin fotoğraflarını gördüğümde, aslında bir yeri ‘merkez üs’üm olarak konumlamanın da çok güzel olacağını düşünüyorum. Bu his en çok da, hayatımda sevdiğim herkesten bir şekilde uzakta olduğumu anlayınca güçleniyor. Bir telefon mesafesinde olmak büyük bir konfor, ama mesela annemle bir ‘kız kıza kuaför günü’ yapmayalı yıllar olmuş.

Bir yanda, bilinmeyenin verdiği heyecan ve özgürlük hissi, bir yanda da bir arşivleme, köklenme, ait olma ihtiyacı. Belirsizliğin tam da dibi bu olsa gerek! 🙂

Bu konuya kafa yormaya devam edeceğim ama sizin de düşüncelerinizi çok merak ediyorum. Konfor alanları, belirsizlik, aidiyet konularında ne düşünüyorsunuz?

İyi pazarlar!

You Might Also Like