ISVEÇ

Business and Pleasure in Gothenburg

24/11/2014

(Ozene bezene yazdigim yazimin tamami kaydedildi gorunmesine ragmen silindigi icin sakinlesip tekrar yazmam epey zor oldu…) 
Seyahat edecegim zaman genelde bir on arastirma yapip sehirle ilgili en azindan temel bilgilere sahip olarak yola cikmayi tercih ediyorum. Spontanlik ve suprizlerle karsilasmak her ne kadar keyifli olsa da, hava durumu ve temel bir takim tavsiyeleri (ozellikle yemek konusunda :)) not almis olmak, suresi cok uzun olmayan seyahatleri daha verimli gecirmemi sagliyor. Mesela hava durumunu bilmeseydim, 20 derecelik Istanbul havasindan sonra Gotenburg’da su an donmus olabilirdim! Veya havanin bu mevsimde aydinlanmadigini bilmeseydim epey sok yasayabilirdim. Is icin yaptigim yolculuklarda da gittigim sehre dair ne kadar cok sey gorup ogrenebilirsem kardir diye programa bolca gezme ve yeme aktiviteleri katmaya ve cekebildigim kadar fotograf cekmeye calisiyorum.
Goteburg’da da sansliydik cunku gezip sehri kesfedecegimiz koca bir Cumartesi’miz oldu ve gunesle uyanmasak da en azindan birkac saatligine gunes olan bir gune denk gelebildik!

Sehir dumduz, yollar kaymak gibi. Ayagina rahat ayakkabiyi gecirip tum gun yurumek icin ideal bir yer. Tramvay ve otobusler de vizir vizir geciyor, ama rotalarini bilmedigim ve ogrenmeye ugrasmak istemedigim icin (ve ihtiyac da duymadim acikcasi) yuruyebildigim tum bolgelerini gezdim. Yari kaybolarak yari haritayi izleyerek gormek istedigim tum bolgeleri gordum. Ozetle gidilecek yerleri siralarsak: Haga (old town olan bolge – pahali ama cok sevimli butikler, antikacilar ve kafelerle doldu), Liseberg (bolgedeki en buyuk eglence parki – kisin ride’lar aktif degil ama Christmas’a yakin donemde Winterwonderland temasiyla cilgincasina susleniyor ve aydinlatiliyor), Avenyn (magaza ve restoranlarin oldugu uzun ve ana cadde), Nordstan (Iskandinav bolgesindeki en buyuk avm’ymis, ama bildiginiz gibi Turkiye avm konusunda asmis oldugu icin bizim elimizde su bile dokemedi, yarim saat icinde bitirip cikmistik bile), The Viking (Limanda sabitlenmis, 1906 yapimi Iskandinav bolgesinin en buyuk yelkenlisi – simdi otel ve restoran olarak hizmet veriyor ama bu mevsimde kapali oldugu icin icini goremedik), Goteburg Operasi (bu da yine limanda) ve Botanik Bahcesi (daha sicak mevsimlerde gormek daha mantikli olacagi icin ben cok kisacik icine girip ciktim).
Yemeler-Icmeler
Gitmeden aldigim tavsiyeler, meshur Isvec koftesi, Kanelbulle, Lussekatt, Somon yemem ve bolca kahve icmem yondundeydi. Hemen hemen hepsini yaptim, ama en cok kahveye vuruldum sanirim. 
Oncelikle, IKEA’nin bize kakaladigi Isvec koftesi, Isvec’teki koftenin uzaktan akrabasi bile olamaz. Super bir sosla servis edilen lezzetli koftelerin yaninda kremamsi kivamda patates puresi ve ayri bir tabakta da marine edilmis ince dilim salataliklar ve lingonberry geliyor. Lingonberry bizde yetismeyen bir bogurtlen olsa gerek, cunku IKEA’daki receli haricinde hicbir yerde denk gelmedim. Minik kirmizi taneleri, hafif acimtrak bir tadi var, fakat kofte menusune cok yakisiyor. 
Kanelbulle konusunda, tarcin delisi biri olarak beklentim daha yuksekti, ancak bu tarcinli corek pek karsilamadi diyebilirim. Muffin seklinde veya uzun ekmek formunda yapilabiliyor ve uzerinde yine bizde kullanilmayan mat beyaz renkte ve himalaya tuzu buyuklugunde olan bir seker ile pisiyor. Coregin kendisinde bir aroma veya tat olmadigi icin sadece tarcin surulmus sade bir hamur gibi geldi bana acikcasi, o yuzden Isvec yemek denemelerimde geri plana dustu. 
Lussekatt, uzeri puruzsuz, sari renkte bir hamurisi. Uzerine 1-2 tane kuru uzum atiliyor. Icinde safran oldugunu okudum icin bana pek cazip gelmedi, dolayisiyla bunu pas gectim. 
Somon‘a gelecek olursam, iste burada anlatmak istedigim guzel bir yer var. Seyahatimizin bir gununde Isvec’in en guneyinde Kotingebro diye bir yere gittik ve buradan Goteburg’a donerken, disaridan cok sade, prefabrik bir bina gibi gorunen bir yerde durduk. Laxbutiken adindaki bu yer, inanilmaz sade ve temiz gorunumlu, genis bir food court’a benziyor ilk bakista. Lax, somon demek bu arada. Alip orada yiyebileceginiz ve paket yaptirabileceginiz iki ayri bufe var. Isvec’teki pek cok yerde oldugu gibi tepsinizi, catal bicaginizi alip siraya giriyorsunuz ve begendiginiz soguk tabaklari tepsinize aliyorsunuz. En sonda da izgaradan somon siparisinizi veriyorsunuz (5-6 secenek var yanlis hatirlamiyorsam) ve birkac dakika icerisinde pismis olarak tepsinize geliyor. Buranin ozelligi su ki, bufedeki tum yemekler somon iceriyor – cheesecake bile! Yedigim en guzel somonu yedikten sonra buraya hayran kaliyorum. Cikista da, eger gittiginizde restorani acik bulamazsaniz diye LAX-O-MAT var, yani kredi kartinizla somon otomatindan istediginiz soguk cesidi satin alip goturebiliyorsunuz.
Kahve ise, Isvec’te en cok sevdigim sey oldu. Isvec’liler kahvelerini sert ve aci olarak ve gunde sayisiz defa iciyorlar. Kahveyi siyah ve sekersiz icen biri oldugum icin bu durum bana fazlasiyla hitap etti, hatta gunluk kahve dozajini biraz abartmis bile olabilirim.
Son olarak,  bu ulkede yemegin ne kadar pahali oldugunu ve buna ragmen suyun da bedava oldugunu soylemem gerekli. Ortalama bir yemek, Turkiye’nin tam iki katindan basliyor ve artiyor ve restoranda yeme kulturu cok yaygin. Bircok yer ‘after-work’ dedikleri bir konseptle haftaici is sonrasi icin ozel bir menu alternatifi sunuyorlar. Suya gelince, su cesmeden icilebiliyor ve tadi oldukca guzel. Dolayisiyla restoranlarda da su istediginizde ucret yok. Ancak sise su almak gibi bir gaflette bulunursaniz, 0,5 lt’lik bir sise suyu marketten 10 TL ve uzerine fiyatlarla alabilirsiniz! 🙂
Gozlemler
Isvec’te hersey cok minimal, sade ve herseyden tam yeteri kadar var, fazlasi degil. Restoranlarda, otellerde, havalaaninda hep boyle. Tasarimlar kullanislilik ve amacini yerine getirme esasli, kesinlikle abartmak degil. Mesela Christmas sebebiyle neredeyse sehrin tum sokaklari suslenmis, kocaman isikli agaclar var. Ama daha once hicbir yerde gormedigim sekilde, incecik kablolardan agac sekli yapilarak ve buyuk olasilikla cok ciddi bir elektrik tasarrufu saglayacak sekilde dizayn edilmis. 
Sebebini anlayamadigim bir sey, sehirde inanilmaz cok seker dukkani olmasi ve seker tuketilmesi. En ufak marketlerde bile bu kiloyla seker alabildiginiz stantlardan var. Souvenir shop diye girdigimiz disaridan minicik gorunen bir dukkanin da devasal bir seker diyari cikmasi epey sok ediciydi. Dunyadaki tum seker cesitlerini bir araya getirmek gibi bir amac edinmisler herhalde. 
Baska bir nokta, vitrin tasarimi, kafe dizayni ve dekorasyonu konusunda gordugum en basarili ulke olabilir. Sokaklarda dolasip hayran hayran vitrinlere bakakalmamak mumkun degil. Tablo gibi ozenerek hazirlanmis gorseller muhtesem. Bir de parti malzemelerinden el kremine, mutfak esyasindan kostumlere kadar alakasiz bircok ivir zivirin bir arada satildigi ve ayni IKEA mantigiyla labirent gibi yuruyerek her bolumunden gectiginiz dukkanlar var – ki boyle yerlere bayilirim! Lagerhaus ve TGR benim girdigim iki tanesiydi, ivir zivirkoliklere oneririm. 
Ormanlarin cok olmasindan dolayi olsa gerek, mobilyalarda, banklarda, cop kutularinda agirlikli olarak ahsap kullanilmis ve cok guzel olmus. 
Son olarak, Isvec’teyken fark ettigim birsey de, nufusu bu kadar az olan bir ulke icin (9,5 milyon) ne kadar cok uluslararasi marka yarattiklari oldu: IKEA, H&M, VOLVO, Saab, Scania, Hasselblad, Ericsson, Tetra Pak, The Pirate Bay (bu sayfa Turkiye’de bloklandigi icin hala cok uzgunum) ve daha niceleri. 
Diger Avrupa ulkelerine gore kesinlikle cok farkli ve ornek alinacak yonleri var Isvec’in. Bir Amsterdam kadar turist odakli, hareketli ve eglenceli olmayabilir, ama fazlasiyla gorulmeye deger. Bu arada, ulkedeki tabelalarda/etiketlerde vs. yalnizca Isvecce oldugu icin birsey satin almak zor olabiliyor, fakat Ingilizce bilmeyen bir tek kisi bile olmadigi icin o noktada da sorun yok.  🙂

  • Fotoğraflara ayrı bayıldım, yazıyı da bir solukta okudum. Ne güzel bilgiler vermişsin. Avrupa'da o kadar merak ettiğim yer var ki böyle okudukça bloglarda kafam karışıyor :)) Eline sağlık 🙂

    • Ay yasasin, begenmene cok sevindim! ^^
      Is seyahati oldugu icin ve sadece karanlik zamanlarda sehri gezebilecegimi dusundugum icin esas fotograf makinami yanima almamistim ama neyse ki Iphone'un kamerasi isimi gordu 🙂
      Avrupa'da gercekten her ulkenin ayri cazip yonleri var, tatillerimiz daha sik olsa da degerlendirsek hepsini gorsek! 🙂