İLHAM VERENLER Kişi

Eren Morgül’le Röportaj: Roman Yazmak Üzerine

05/09/2016

Eren Morgül - Röportaj

Kurumsal hayatın kısır döngüsünden şikayet eden, pılı pırtı toplayıp Ege’ye yerleşip bir sahil kasabasında butik otel, kafe, atölye açmak isteyen ya da sırt çantasıyla dünyayı gezmek isteyen kişilerin sayısının günden güne arttığını söylemek hiç yanlış olmaz sanıyorum. Hatta öyle yaygın ki, bir gün herkes kalkıp da Ege’ye yerleşir ve orada idealize ettiğimiz hayatları klişeleştirir, kaçmaya çalıştığımız kalabalıkla yine orada karşılaşırız diye içten içe korkuyorum!

Dijital yayınlar ve sosyal medyada, zincirini kırmış ve yıllarca çalıştığı beyaz yaka rolünden vazgeçmiş kişilerin hikayelerine sık sık denk geliyoruz, zira paylaşım rekoru kıran yazılar bir sebeple(!) bunlar oluyor ve mutlaka radarımıza takılıyor. Sebebi, başarı hikayelerini okuyup ilham almak ve biz de benzer şekilde kalıplarımızı yıkabilir miyiz diye kendimizi sorgulamak aslında. Daha ender duyduğumuz hikayeler arasında ise, kurumsal bir ortamdaki rolünün yanında veya sonrasında, gerçek ilgi alanı üzerine cesur, yaratıcı ve yaşadığımız coğrafya için sıradışı sayılabilecek işlere imza atan profiller var. Hayatımızı, tutku duyduğumuz şeyleri keşfederek ve ısrarla bunları yaparak geçirmemiz gerektiğine inanan biri olarak, Eren’in izlediği yolu uzundur keyifle takip ediyorum.

Arkadaşım olduğu için geçtiği süreci takip edebildim ve defalarca bu konuda sohbet etmişliğimiz var, ancak sizin de Eren’i tanımanız gerektiğini düşünüyorum! Bilkent Üniversitesi’nden mühendislik lisansı ve MBA derecesi sonrasında Arçelik ve Türk Telekom gibi Türkiye’nin en gözde şirketlerinde tecrübeleri var. Şimdilerde ise bir bilim kurgu roman yazarı ve ilk kitabını bu yazın başında yayınladı!

Hep bir gün yazmak istediğini biliyor muydun? Neden bilim kurgu? Merakın hep bu alanda mıydı?

Aslında hem biliyordum, hem bilmiyordum. İçinizde bir şeyler yaratma isteği varsa, zamanla bunu nasıl gerçekleştireceğinizi de düşünüyorsunuz. En azından arka planda, bilinçaltınızda. Bilim kurguya ilgim tam olarak ne zaman başladığını kestiremeyeceğim kadar eskiye dayanıyor. Küçüklüğümden beri yaşadığımız dünyaya benzeyen ama farklı şekilde gelişmiş bir gerçekliği izlemek bende inanılmaz bir hayranlık hissi uyandırıyordu. Özellikle filmleri izledikten sonra bile bir şekilde kendimi o dünyaların içindeki teknoloji ve kültürler üzerine düşünürken buluyordum. Bir nevi kendi zihnimde devam filmlerini çekiyordum. Büyüdükçe bilim kurgunun temelinin aslında felsefi sorulardan oluştuğunu fark etmeye başladım. Eğer bir robotu insana benzeyene kadar geliştirirseniz ve artık insanla arasında gözle görülebilir bir fark kalmazsa, her zaman savunmaya çalıştığımız insan haklarının ne kadarı robotlara verilecektir? Ya da kutsal ve apayrı olarak gördüğümüz insanla diğer varlıklar arasındaki ayrım hangi noktada başlar? Bu şekilde söyleyince sıkıcı olsa da bu soruları Harrison Ford’un kaçak anroidleri yakalayan bir ödül avcısı olduğu dünyada işleyince anlatım ilgi çekici bir hal alıyor. Bu şekilde sizi farklı yerlere götüren sorular ve bunu eğlenceli bir şekilde anlatabilme arasındaki bağ beni bir şeyler yaratmaya çalışan ilk etkendi. Film çekecek bir gücünüz yoksa elinizdekilerle bu bağı kurmaya çalışıyorsunuz. Bu da benim için yazmaktan geçiyordu.

Kitabın konusundan bahseder misin biraz da? İlhamın neydi, karakterler ve hikaye nasıl gelişti?

Konu ve ilham kaynağım birbiriyle beraber gelişti. İlk yazmaya başladığımda sadece konu odaklı kısa hikaye denemeleri yazıyordum. Bunları çevremde ilgilenenlere gönderip olumlu geri dönüşler aldıkça daha fazla kısa hikaye yazmaya başladım. Bu süreçte ya bilinçaltım ya da ana konuyu o tarafa doğru yontmam dolayısıyla hikayelerin birbiriyle bağlantılı olduğunu fark ettim. Zamanla, kitaptaki beş hikayenin farklı bir dünyadaki en kritik ve tarihi anları anlattığını bir konsept oturdu. Bunlar üzerinde ise altıncı bir meta hikaye var. Orada giderek gerçeklikle bağı kopmaya başlayan bir Aztek savaşçısının hayatından beş kesit anlatılıyor. Çok fazla ipucu vermeden söylemek gerekirse, okuyucu ilkel bir dünyadaki kahramanın hayatından kesitlerle teknolojinin çok ileri olduğu dünyadaki diğer hikayeler arasında bir bağ bulabiliyor. Birbiriyle çok alakasız gözükse de kurgunun bu şekilde olmasının nedeni en sevdiğim yazarlardan biri olan Philip K. Dick’i örnek almamla alakalı. O da hikayelerini okuyucunun gerçekliği sorgulayacağı şekilde yazıyordu. Bu kitapta da elimden geldiğince öyle yapmaya çalıştım.

Kitap yazmak nasıl birşey? Nasıl bir düzen kurdun kendine? Yazma sürecinden bahsetsene biraz.

Bir süre sonra kitap yazmaya hikaye anlatmak olarak bakıyorsunuz. Hikaye anlatmaya da bir dünyanın içine girip okuyucuyla beraber o dünyayı keşfetmek olarak. Aslında yaptığınız, bir bilgisayarın önünde harfler ahenkle akana kadar klavyeye vurmaktan daha çok konu şu anda nerede, karakterler bu durumda neler yapıyor ve o dünyada neler oluyor, bunu düşünmek. Bu yüzden zamanın sanıldığından çoğu yazmaktan ziyade, nerede olursanız olun bunları düşünmekle geçiyor. Çünkü kavram, karakter ve olayları belirledikten sonra kağıda aktarmak çok kolay. Ve o eureka anının nerede sizi bulacağı asla belli olmuyor. Aktif olarak kafayı yorduğunuzda da karşınıza çıkabiliyor, sevdiklerinizle zaman geçirirken arka planda su üstüne de çıkabiliyor.

Yazmayı sevdiğim için yataktan alarm sesiyle dehşete düşerek uyanmak yerine o gün yazacağım kısmın nasıl şekilleneceğini düşünmenin hafif bir heyecanı ve merakıyla uyanıyorum. Kalktıktan sonra, hem düşündüklerimin bilinçaltımda oturması hem de güne zihinsel bir antrenmanla başlamak adına açık havada bir yerlere gidip birkaç saat kitap okuyorum. Bunu keyifli zaman geçirmenin yanında biraz da kendini geliştirme bilinciyle yapıyorsunuz. Nasıl antrenman yapmayı bırakırsanız kaslarınızın zamanla erimeye başlayacağı gibi, kitap okumayı bırakırsanız da yavaş yavaş yazma yetinizi kaybetmeye başlıyorsunuz. Zaten bakış açınız değiştikçe, kitap okurken daha çok, diğer yazarlar hikayeleri nasıl anlatmış, karakterleri nasıl geliştirmiş, dünyaları nasıl şekillendirmiş ve bunları yaparken nasıl anlatmış diye irdeliyorsunuz. Tabi yine her okuduğunuzda zaman güzel geçiyor, bir gün bile aksatsanız bile ertesi gün okumam gerekli diye düşünüyorsunuz. Bu antrenmandan sonrası ise tamamen yazma üzerine. O gün kendimi ilerlemiş hissedene kadar yazıyorum. Yazmak dediğim ise binlerce yeni kelimeyi kağıt üstüne koymak, geçmişte yazılmış kelimelerin üstünden geçmek ya da hikayenin her bir parçası üzerine düşünmek olabiliyor. Görsel olarak heykeltıraşlık gibi düşünebilirsin. Bazen belirli bir kısmı yontuyorsun, bazen geçmişte yaptığın ama şimdi daha da güzelleştirebileceğini düşündüğün kısma belirli bir ekleme yapıyorsun, bazense oturup heykeli bütün ya da parça parça inceleyip onunla nereye gitmek istediğine bakıyorsun.

Vazgeçmek istediğin, ‘saçmaladım ben galiba’, dediğin oldu mu?

Arada olsa da zamanla azalıyor. İlk kitabı yazarken her şey biraz da o kitap gibi gerçeküstü geliyordu. Hikaye anlatmak üzerine pek bir deneyimim yoktu. Karakterler nasıl yaratılır, nasıl gelişir, dünyalar nasıl şekillendirilir bilmiyordum. Sadece küçüklüğümden beri olan ailemle beraber film izledikten sonra, amatör eleştirmenlik yapma tarafımdan kalma hikaye şöyle olsa daha güzel olurdu ya da o karakterin yaptığı daha önceki yaptıklarıyla bağdaşmadı gibi kendi çapımda bir bakış açım vardı. Sonradan fark ediyorum, aslında yapmanız gereken tam olarak o tarafı beslemek. İlk adım olarak, yönetmenlerde, yani diğer hikaye anlatanlarda, görüp beğenmediğiniz kısımları değiştirerek nasıl hikaye anlatmak isterseniz o şekilde yazıyorsunuz. Bunun yanında kendi araştırmalarınızla teorik bilgi de edinebilirsiniz. Mesela tiyatrodaki her perdenin hikaye gelişimi üzerindeki etkisi nasıl olmalı konusu hakkında okuyarak, kurallar olmadan da olabilecek bir alanda isterseniz kullanabileceğiniz kuralları öğreniyorsunuz. Bunları kendinize katıp katmamak ise tamamen sizin elinizde.

Bunlar dışında beni düşündüren diğer bir nokta ise kendi anadilim dışında yazmak oldu. Lisede Edgar Allan Poe ve H.P. Lovecraft gibi doğaüstü bir anlatım gücüne sahip kişileri okuyarak büyüyen biriyseniz başlangıç çok zor olabiliyor. Özellikle ilk yazmaya başladığım zamanlarda her ay geçmişte yazdıklarıma bakarak yazım tarzımı sorguladığım anlar oldu. Burada odaklanmanız gereken nokta ne kadar geride olduğunuzdan daha çok ne kadar ilerleyebileceğiniz hissiyatıyla hareket etmek. Bu durum eskisi kadar olmasa da hala devam ediyor. Belki bu, bir parça ilerlediğinizi düşündüğünüz herhangi bir alanda geçmişe dönüp baktığınızda olan sıradan bir olgudur. Eminim, müzisyenler de çalma konusunda geriye dönüp baktıklarında benzer duygular içerisinde oluyorlardır. Ya da bir süre sonra aslında insanlara İngilizce yetinizi göstermekten daha önemli olanın size ilginç gelen bir hikayeyi karşı tarafa elinizden geldiğince eğlenceli bir şekilde anlatmak olduğunu fark ediyorsunuzdur.

Kitabı yazdıktan sonra yayına hazırlama, yayıncılarla iletişim süreci de ayrı bir zorluktur diye düşünüyorum. Öyle miydi? Kitabın Amazon’da olmasını neden tercih ettin?

Hiçbir zaman aklımda bir yayıncıyla iletişime geçmek olmadı. Hatta beni belki de yazmaya iten dış etkenlerden biri de Amazon’un bu alandaki varlığı olabilir. Kısaca bahsetmek gerekirse, yayınevleri tarafından kabul edilmek zor olmasının yanında yıpratıcı bir süreç. Sizi beğenmelerinin ardından kitabın uzunluğundan, kısımlarda olan olaylara kadar her şey hakkında karar verip, üstüne kapağından fiyatına kadar her şeyi kendileri belirliyorlar. Karşılığında ise finansal olarak çok küçük bir getiri alıyorsunuz. Amazon’da ise durum tam tersi. Kitaptaki her kelimeden ve yerinden, kapak tasarımından her ülkedeki fiyatına kadar her şeyden siz sorumlusunuz. Ve karşılığında finansal olarak büyük bir parça sizde kalıyor. Dediğim gibi biraz da bu düzen beni şekillendirdi. İngilizce yazmamım kısmi nedenlerinden biri de Amazon’la bütün dünyaya açılabilmek. Yalnız işin bir de diğer tarafı var. Pazarlama. Yayınevleri genelde pazarlamayı kendileri yapıyorlar. Amazon’un ise böyle bir sözü yok. Bu durumda her şey, kitabı yazarken olduğu gibi sizin omuzlarınızda kalıyor.

Herşey tamamlanıp kitabını yayına aldığında nasıl hissettin? Müthiş bir duygu olmalı.

Her şeyde ilklerin özel bir yeri olması gibi çok farklı bir deneyimdi. Kitabı çıkarttığımda, yazarken içinde bulunduğum gerçeküstü hissiyat doruk noktasına ulaştı. Aylarca her köşesiyle uğraştığım kitap bütün dünyaya açılmıştı. Bu size inanılmaz heyecan ve mutluluk veriyor. Öte yandan bir o kadar da korkutucu olabiliyor. Çünkü çok değer verdiğiniz bir parçanız bütün dünyaya açıldığında o bilinmezliğin içinden nasıl bir geri bildirim geleceğini de kestiremiyorsunuz. Sizi çok beğenebilecek insanlar olduğu kadar sizi yerden yere vurmaktan çekinmeyecek insanların olduğunu da zamanla anlıyorsunuz.

Yine olsa yine yapar mıydın? 🙂

Kesinlikle. Bir kere geldiğimiz ve herkesin eninde sonunda öleceği bir dünyada bizi tutkuyla bir şeyler yapmaya iten ne varsa onunla bütünleşilmesi gerektiğini düşünüyorum. Her sabah istemediğiniz bir saatte yorgun argın uyanmak yerine güzel bir güne bir parça daha ilerlemeye hazır uyanıyorsunuz. Her geçen gün daha eğlenceli bulduğunuz konuları daha ilginç bir şekilde daha hızlı yazmaya çalışıyorsunuz. Bir süre sonra hafta içi ve sonu kavramları aklınızdan siliniyor. Her gün, o an üzerinde tutkuyla uğraştığınız kitabın hangi aşamasında olduğunuzla bağdaşıyor. Günler bu dünyada size verilen kısıtlı süreyi sevdiğiniz bir şey yapmanın mutluluğunun ve huzurunun istediğiniz konuda bir şeyler üretmenin tatminine karışması ile geçiyor.

Başkalarına önerilerin var mı? ‘Kurumsalı sakın bırakmayın’ mı dersin, ‘kalbinizin sesini dinleyin ve mutlu olacağınız hayatı kurmak için uğraşın’ mı?

Aslında bu birine evlilik hakkında tavsiye vermeye benziyor. Biri mantıklı olan benim evlenmem ve aile kurmam diye evlendiyse o kişi doğru bir karar vermiş midir? Ya tam tersi birbirimize sırılsıklam aşığız diye apar topar evlendiyse? Ya da birini sevdiği düşünüp, zamanla evliliğe geçiş yapıp yıllar geçtikçe bir hata yaptığını düşünüyorsa? Hepsine vereceğim cevap, eğer kendi mutluysa doğru bir karar vermiştir. Yine de bunun kalıcı bir his mi olacağını sadece zaman onaylayabilecektir. Benim içinse yazmak her güne başlamamdan, bütün günümü nasıl geçirdiğime ve gün sonunda nasıl hissettiğime kadar beni mutluluk ve huzurla doldurduğu için kendimce doğru bir karar olduğunu düşünüyorum. Beni içine çeken ve ileriye götüren bu tutku azalmak yerine, günden güne arttığı için aradan zaman geçmesine rağmen hala kararım değişmedi. Evlilikten tut farklı kurulan hayatlara kadar belki de anahtar kelime tutkudur. Zaten bir şeye karşı tutkuluysanız, kontrol sizin elinizden çıkmaya başlıyor.

Yeni planların neler? Başka bir kitap üzerinde çalışıyor musun?

Şu an kaliteden ödün vermemek kaydıyla elimden geldiğince hızlı şekilde yeni kitaplar çıkartmayı planlıyorum. Daha büyük çerçevede bakınca hem kendimi yazma konusunda geliştirerek kitap portföyümü genişletip, hem de pazarlama tarafına eğilmek istiyorum. Pazarlama deyince aklına reklamlar gelmesin. Şu aşamada daha çok kitap okumayı ya da bilim kurguyu seven insanlarla iletişimi arttırmayı planlıyorum. Bu sayede hem daha fazla insana ulaşmak hem de ulaştıklarımla yazdıklarım üzerinden bir bağ kurmak istiyorum. İnsanların sizinle birebir bağlantı kurması ve onlarla yaptığınız bir şey hakkında konuşmak gerçekten insana çok keyif veriyor. Bu benim yeni yeni keşfettiğim bir taraf.

Şu anda üzerinde şekillendirmeye uğraştığım ikinci bir kitap var. Elimden gelen en kısa sürede onu da çıkartmayı planlıyorum. İlk kitap biraz karmaşık, biraz da karanlık olduğu için sadece belirli bir zevke hitap ediyor. İkinci kitapta ise ilk kitapta anlattığım hikayelerden birinin geçtiği dünyada gelişen farklı bir hikayeyi anlatıyorum. Anlatım olarak genç yetişkin tarzının daha uygun olacağını düşündüğümden bilim kurgu içinde de olsa biraz tarz değiştirdiğimi söyleyebiliriz. Bu kitap aslında ilk uzun hikayem olacağı için, kısa hikayelerden daha çok tam anlamıyla bir roman nasıl şekillendirilir, kısa hikayelerde yapamadığınız karakter gelişimi nasıl olur ve bir dünya nasıl oluşturulur, kendime bunları öğretmeye çalışıyorum.

Kitaba aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz:

https://www.amazon.com/dp/B01GD4F66E

https://www.amazon.co.uk/dp/B01GD4F66E

Diğer ilham veren hikayelere ulaşmak için buraya bakabilirsiniz. 

You Might Also Like