Film Önerisi: Yol Ayrımı - Sevgili Beyaz Kağıt - Lifestyle Blog Sevgili Beyaz Kağıt - Lifestyle Blog
Film İLHAM VERENLER

Film Önerisi: Yol Ayrımı

09/06/2018

http://mthoodhearing.com/?p=649 Film Önerisi Yol Ayrımı

legal buy viagra online ireland Bazı filmler, aslında hayattan size bir mesaj gibidir – izledikten sonra içinizde nadasa yatmış hisleri, düşünceleri dürter. Hatta eğer düşünmemek için dikkatinizi hemen başka birşeye yöneltmezseniz, birşeyleri tetikler, hayatı analiz ettirir. Benim için bugünün filmi biraz öyle: izledikten sonra hayatımı ve tavırlarımı sorgulatan, elime bir şiir kitabı alasımı getiren, makarnamın yanına şarabımı açmayı hatırlatan, içimdeki bohem ruhuma bir selam çakıp, ‘dolce far niente‘ (İtalyanca’da hiçbirşey yapmama sanatına verilen ad) deyip keyfime bakma isteğimi doğuran bir film. Yol Ayrımı, ölümden sonra yeniden hayata döndüğünde ikinci şansını, hayatını ve hatalarını telafi etmek için kullanan bir iş adamının hikayesini işlerken, bence seyircide hayata dair çok önemli bir farkındalığı harekete geçiriyor. 

Yol Ayrımı, ilham veren filmler serisinde benim için aylar önce yerini almış ama bir türlü blogda yerini alamamış, son yıllarda izlediğim en başarılı yerli filmlerden. Blogdaki diğer her kategoriye olduğu gibi, buraya da epeydir uğramasam da, son aylarda bu kategoriye layık birçok film izledim – sırayla onlara da gelmeyi umuyorum. 

Hırs ve Yaşama Aşkı

finasteride 1 mg and minoxidil 2 Biz filmimize dönecek olursak, konu güzel ama aslında tanıdık bir konu. Çocukluğundan beri aile işlerini sürdürmek ve büyütmekten başka önüne hiçbir opsiyon konulmamış bir evlat olan Mazhar (Şener Şen), bir kaza sonrasında ölümden döner ve hayattaki bu ikinci şansını yaşarken adeta gözleri açılır. Acımasız, soğuk, mekanik ve işten başka hiçbirşey görmeyen bir adam, insani duygulara olan özlemini fark eder; bundan sonra yeni bir başlangıç yapmak ve affedilmek için gayret gösterir.

Benim için filmi güzel kılan, Galatarasay Lisesi’nden sınıf arkadaşı olan Mazhar (Şener Şen) ve Altan (Rutkay Aziz) karakterinin tezatlığı ve temsil ettiği öğelerdi. Çoğumuzun içinde olan ve birbiriyle mütemadiyen savaşan hırs ve tembelliği, duyguyu ve mantığı, yaşama zevkini ve başarı arzusunu temsil ediyorlardı. Sanki kafamın içindeki iki sesin karakter olmuş halleri gibiydiler. Biri mezuniyet balosunda çılgınca dans eden, kızları kendine aşık eden, anın tadını sonuna kadar çıkaran adam, diğeri işten dolayı hayatında hiçbir sosyal ortama girmeye vakti olmamış, herhangi iki opsiyon arasında kaldığında hep işi seçmiş bir adam. Altan, uyandığında tavayla müzik yaparak evi uyandıran, Cemal Süreyya’dan kuplelerle, hazırladığı dört dörtlük kahvaltı sofrasına davet eden kişi. Diğeri, belki dünyanın en ünlü restoranlarında yemek yemiş ama ne yediğinin farkına varmamış olan. İnsana, ‘hangisinin yerinde olmak isterdim’ diye sorduyor.

Ben kim olmak isterdim?

Kendime belki de en düzenli yaptığım hatırlatmalardan, kafa yorduğum konulardan biridir bu. Hiçbir zaman Mazhar gibi uç bir örnek, bir işkolik olmadım. Çok çalışmama rağmen, işin hayatımda bir sınırı olduğunu, yaşadığım deneyimlerin tadını hep çıkardığımı, anın farkında olduğumu, keyfime düşkün olduğumu gayet iyi biliyorum. Buna rağmen, Altan karakteri, bana yapmadığım şeyleri hatırlattı.  Şiiri, edebiyatı, kaygısızlığı, zamanın farkındalığını kaybetmeyi, daha çok aşkı, kahkahayı, hata yapmanın ve bundan utanmamanın güzelliğini aklıma düşürdü. Eskiden ne çok şiir kitabı okuduğumu ve şiirlerim olduğunu hatırlayıp, şimdi bir şiiri bile ezbere okuyamayacağımı fark ettim. İki karakter de mükemmel değildi, ama temsil ettikleri özellikleri izlediğimde, hangisine daha çok özlem duyduğumu anlamam çok da zaman almadı.

Siz Yol Ayrımı’nı izlediniz mi? Neler düşündürdü?

http://cbwbayarea.org/?headway-trigger=compiler * Başka film önerileri için buraya bakabilirsiniz.

You Might Also Like