KANADA'DA YAŞAM KARİYER

Kanada’da Şirket Kurmak | Hikayemde Yeni Bir Heyecan

14/11/2018

Kanada'da Şirket kurmak

‘Risk almak zorundasın. Çünkü, yalnızca beklenmeyenin olmasına izin verdiğimizde, hayatın mucizelerini tam olarak anlayabiliriz.’                             

– Paulo Coelho

Kanada’ya 3 ay önce taşınırken hazırda bir işimin olması, şirketin Amerika’lı olması ve Toronto’da da şubelerinin olması kesinlikle büyük avantajdı. Herkesin ‘maşallah‘ demesine neden olan, buradaki ev arama ve yerleşme sürecimizi de büyük ölçüde kolaylaştıran bir durumdu. Kanada’da ‘newcomer’, yani yeni bir göçmen olarak henüz düzenli maaşlı bir işiniz yoksa, ev tutmak gerçekten büyük bir zorluk olabiliyor. Bir yıllık kirasını önden vermek zorunda kalan veya teklif yaparken kira miktarını artırması gereken arkadaşlarımız oldu örneğin. Biz bu anlamda oldukça şanslıydık – bir Pazartesi akşamı Toronto’ya inip, ertesi Pazartesi işimize kaldığımız yerden devam ettik – sanki hiç ülke değiştirmemişiz gibi, Türkiye’de neyse aynen devam.

Öte yandan, işimin bu süreci kolaylaştırmasından başka benim hayatımda avantajı değil, aksine çok ciddi dezavantajları vardı. Çok büyük heyecanla başlayan bu iş macerası, beni anormal üzen, yıpratan ve bezmiş bir stres canavarına dönüştürmüştü. Risk alıp ayrılmam (hatta bunu çok bile önce yapmam gerektiğini) ve farklı bir yol çizmem gerektiğini biliyordum. Sadece yeni bir ülkeye gelmişken bunu yapmak çok zordu. ‘Diren Özge‘, deyip duruyordum.

Ekim ayı benim için inanılmaz güzel geçmesi gerekirken (bunu ayrıca bir post’ta anlatacağım), tam tersine inanılmaz zor ve can sıkıcı geçen bir ay oldu ve özellikle son haftalarında ağlamaktan artık bitap düşmüştüm. İçimde bir yerlere gizlediğim gerçek Özge’yi gün yüzüne çıkarmanın vakti gelmişti ve risk almam gerektiğine karar verdim.

İşten ayrılıyorum.

Ekim’in son Pazar’ında, haftalarca (hatta aylarca) kafamda evirip çevirdiğim işten ayrılma aksiyonunu harekete geçirmeye karar verdim. Düşünmek için o kadar zamanım olmuştu ki, bütün kızgınlıklarım ve üzüntülerime rağmen, sakin ve net bir mektubun daha doğru olacağına karar verdim. Oldukça resmi bir istifa mektubu ile şirketin sahibine kararımı bildirdim ve sözleşmem gereği Kasım sonuna kadar kalabileceğimi söyledim. Hayatımdaki en tuhaf, en kolay ama bir yandan da hafızamdan silip bir daha asla anmak istemediğim bir şekilde ayrıldım şirketten. Ama buna üzülmek ve şaşırmaktansa, bu aşırı negatif enerjinin hayatımdan çıktığına inanılmaz seviniyordum. Sanki sırtımda tüm dünyanın yükünü taşıyormuşum ve sonunda bırakmışım kadar rahatlamıştım.

Hayatımda son aylarda (belki yıllarda) en çok ihtiyacım olan şey kendime dönmek, duygularımı daha iyi yönetebilmek, anda kalabilmek ve yalnızca anı yaşayabilmekti. Bunu yapacağıma ve öğreneceğime kendime söz vermiştim.

İşin son gününde…

Çalıştığım şirketin Toronto’da bir ofisi yoktu ve ben bir co-working space olan WeWork’ten çalışıyordum. İşteki son günümden bir önceki akşam, WeWork’ün topluluk mesajlarının duyurulduğu, üyelerin paylaşımlarda bulunabildiği uygulamasında geziniyordum ve bir mesaja denk geldim. Laurisa isminde, ‘Wellness‘ terapisti olan bir üye, ‘Mindfulness‘, yani ‘bilinçli farkındalık’ alanında çalışıyor ve bu alanda kurduğu bir şirket için dijital pazarlama alanında desteğe ihtiyacı olduğunu söylüyordu.

YOK ARTIK..!

Hayatımda bu kadar ihtiyacım olan bir alanda uzman bir kişi, benim uzmanlık alanıma ihtiyaç duyuyordu şirketini büyütmek ve projesini hayata geçirmek için. Tabii ki ona bir email yazdım ve ertesi gün görüşebileceğimizi söyledim. Ertesi gün, WeWork’teki son günümdü ve bir danışmanlık projesi için görüşme ayarlamıştım. Bu karşılaşmanın bir tesadüf olduğuna inanmıyordum – bazı insanlar hayatımızda bir amaç için karşımıza çıkıyor. Ya biz onları kendi çemberimize çağırıyoruz, ya onlardan öğrenmemiz gereken birşey oluyor ve yollarımız kesişiyor. Görüşmemiz gayet güzel geçti, karşılıklı çok iyi bir enerji aldığımızı hissederek vedalaştık ve sonrasında benden bir teklif hazırlamamı istedi.

Eğer bu proje olursa, o zaman kendi şirketimi kurmak için bir işaret…

Birkaç gün içerisinde oldukça iyi olduğunu düşündüğüm bir teklif hazırladım ve gönderdim. Çok beğendiğini, fakat elindeki  acil birşeyleri toparlamak için süreye ihtiyacı olduğunu söyledi ve aradan 1-2 hafta geçti. Bu sürede, her gecikmesinde mutlaka haber verdi ve sonunda bugün, eğer hala müsaitsem teklifi kabul ettiğini söylemek için dönüş yaptı! Ben ise geçtiğimiz 1,5 haftada hiç kafama takmadım ve yalnızca, dönüş yapar ve beraber çalışacak olursak, bunu bir şirket kurmak için işaret olarak alacağıma karar verdim. Danışmanlık yapmak hep aklımda olan, fakat bir şirket kurmamı gerektiren ve dolayısıyla da Kanada’daki prosedürlerini öğrenmem gereken bir süreçti. Çok zor değildi, fakat vergi, kurallar, derken öğrenmem gereken yeni bir adımdı.

Kanada’da şirket kurmak – bugün o gündü.

Artık teklifim kabul edilmiş, benim için önümüzdeki aylarda vaktimi en doğru şekilde yönetebileceğim ve bana iyi geleceğini düşündüğüm opsiyon gerçekleşmişti. Tam zamanlı değil, teklifim kapsamında belirli bir süre vereceğim bir hizmet olacaktı ve belki de en çok buna seviniyordum, çünkü tam zamanlı ve stresli bir şeyi şu anda değerlendirmem gerçekçi değildi. İleride değişebilir ve daha fazla müşteriler ekleyebilir, şirketi büyütebilir ve ortak bile ekleyebilirim, ama bunları düşünmek için henüz çok erken. Şu anda, çok üzüldüğüm ve çok kötü bir tecrübenin ardından, bugün ilk müşterimi almış ve Kanada’da şirketimi kurmuş bulunuyorum ve bunu yazdığıma da inanamıyorum! Bazen kafamızda hiç olmayan ama bizim için olması gereken şeyler kendiliğinden oluveriyor ve karşımıza çıkan yollar bize bir yön veriyor.

Bu arada Kanada’da şirket kurmak, muhtemelen benim kurduğum şirketin türüne de bağlı olarak oldukça kolay. Tamamını online halledebildiğiniz ve bir saatten fazla vaktinizi almayan bir akvitite ve kuruluş maliyeti de şahıs şirketi için $60 CAD. Şirket türlerinin avantaj ve dezavantajlarını okumak, vergilendirme kurallarını okumak ve logonuzu ve marka hazırlıklarınızı yapmak ise elbette biraz daha uzun süren adımlar.

Risk almaktan korkmayın ve kalbinizin sesini dinleyin.

Risk almak değil ama kalbimin sesini dinlemek ve kararlar verirken mantığımı susturmak benim için çok çok zor. Kalbimle hareket etmeye çalıştığım her seferinde mantığım ‘ama şunu da düşünmen gerek…‘ diye araya giriyor. Fakat bu tecrübeyle bir kez daha öğrendim ki, o iç sese gerçekten güvenmek lazım. Ona sırtımızı dayayabilmek lazım ve biraz da inanıp zaman tanımak lazım. Karşımıza yeni imkanlar, yeni fırsatlar çıkaracak belki, ama bizim ona şans vermemiz lazım. Hayatımın yeni bir mucizesi de belki bu yeni projemle birlikte anda kalmayı, kendime şefkat göstermeyi öğrenmektir. Merakla bekliyorum. 🙂

Risk alarak ve mucizelere inanarak kalın!

İş maceralarına dair geçmiş yazıları buradan okuyabilirsiniz.

You Might Also Like