VENEDİK

Kartpostal Gibi Venedik

24/12/2016

Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt

Venedik’le ilgili tek kelime söyleme hakkım olsaydı ne derdim diye düşündüm… Sanırım ‘sıkışık’ diyebilirdim. Her yer daracık: sokaklar, evler, restoranlar… Barış’ın kelimesi de önce ‘benzersiz’ oldu, sonra ‘karışık’. Neredeyse aynı şekilde hissettirmiş yani şehir bize 🙂 Gerçekten benzersiz, sıradışı ama o karışıklık ve sıkışıklık hissi de baskın. Binaların hepsi dip dibe inşa edilmiş, yan yana durduklarında hem çok uyumsuz hem de çok ahenkliler. Birbirine dayanmış renkli kutular gibi bir görüntü. Otel odaları, restoranlar, sokaklar, hepsi daracık. Bazı sokakların sonuna doğru ilerlerken hani filmlerde olur ya iki duvar birbirine git gide yaklaşır ve kahraman aradan koşarak kurtulur – aynen o sahnedeki gibi duvarlar üzerinize geliyormuş ve kaçmanız gerekiyormuş hissi yaratabiliyor! 🙂

Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt

{Bu otelimizin lobisiydi – hayatımda gördüğüm en en minik lobi}

Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz KağıtKartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt

Kuzey İtalya seyahatinin üçüncü ve son durağı, dünyada en ilginç bulduğum ve belki de çocukluğumdan beri merak ettiğim şehirdi Venedik. Meşhur gondolların kanallarda gezdiği fotoğraflar, kocaman meydanları, rengarenk sokaklarıyla, çoğumuzun hafızasında eminim bu şehirle ilgili bazı kareler var. İnanın, fotoğraflarından bile daha güzel, çok ama çok enteresan, tarihi ve sihirli bir şehir. Ben gördüğüm şehirleri ‘burada yaşanabilir‘ ve ‘burada harika bir turistik gezi yapılır‘ şeklinde kafamda ayırıyorum genelde. Venedik, sorgusuz sualsiz ikinci kategoriye giren bir yer!

Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt

Venedik’in hikayesi

‘Yüzen şehir’ olarak da anılan Venedik, 118 tane adadan oluşuyor ve bu adaları birbirine bağlayan 400 köprü ve toplamda 170 tane kanal var.  Oradayken öğrendiğim ve çok ilginç gelen bir bilgiyi paylaşmak istiyorum: Bildiğiniz gibi, Venedik tamamen su üzerine kurulmuş bir şehir. Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra barbarlar çevredeki halkı rahatsız etmeye, yaşam alanlarını yağmalamaya başlıyorlar. Bu yağmadan kaçan bir grup, şimdi Venedik’in olduğu lagüne, Slovenya, Hırvatistan ve Montenegro’dan taşıdıkları tahta kazıkları (Venedik civarında orman olmadığı için tahta yok) dikmeye başlıyorlar. Bu temel kazıkları, Venedik’te yerleşimin başlangıcı oluyor. İşin ilginç tarafı, normalde suda duran tahta çürümeye başlar. Ancak, kazıkların tamamı suyun altında olduğu için oksijen alamıyor. Suyun çamurlu yapısı ve bu çamurda bulunan bir mineralden dolayı ise tahta kazıklar zaman içerisinde çürümeyi bırakın, taş gibi bir forma dönüşüyor ve şehir bu şekilde böyle sağlam kalabiliyor.

Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt
Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz KağıtKartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz KağıtKartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt

Toplamda 1,5 gün geçirdiğimiz Venedik, İtalya seyahatinde en çok fotoğraf çektiğimiz ve görsel olarak büyülendiğimiz şehir oldu. Çok şanslıydık ki, ilk günümüzde hava kapalı olmasına rağmen ikinci gün pırıl pırıldı ve böylece şehri aydınlık ve güzel haliyle görebildik. İnanılmaz bir ışık var şehirde, herşey sanki sizin fotoğraf çekmeniz için hazırlanmış gibi. Güneşin doğuşu, kuşlar, köprüler, yansımalar, kanallar, gondollar, gondolu sürenler, binalar ve restoranlar! O restoranların şekerliğini size anlatamam! Puzzle’larda böyle kapı önleri çiçekli, renkli tenteli minik tatlı restoranlar olur ya, işte onların gerçek versiyonları Venedik’teymiş! Saatlerce sokaklarında kaybolduk, labirent gibi bir geçtiğimiz yeri bir daha bulmak için kendimize referanslar aldık. Benim ayaklarım o kadar üşüdü ve acıdı ki, yeni ayakkabı almak zorunda kaldık! Haha bu ayakkabıyı hiç unutmayacağıma emin olabilirsiniz! Venedik’te butiklerin ve mağazaların en alası var belki ama fiyatlar alışverişi hiç cazip kılmıyor. ‘Window-shopping’ (vitrinden alışveriş:)) yapmak için uygun haha! 🙂
Gitmenizi tavsiye edeceğimiz iki mağaza moka pot markası olarak bildiğimiz Bialetti’nin mağazası ve bir Venedik markası olan ve tamamen camla yapılan takı ve objeler satan, benim çok orijinal bulduğum ve sevdiğim Antica Murrina’nın mağazası. Biz Bialetti’den kahveyle ilgili birsürü obje alarak çıktık ama valizimizde daha fazla yer olsaydı daha da alabileceğimizi düşünüyorum!

Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt

Diğer önerilerimize gelecek olursam, bir gün vaporetto’lar (yani oranın motorları) için günlük bir bilet alıp elinizde haritayla durak durak gezin. Şehrin yerleşkesi çok enteresan, kanalın sağında ayrı solunda ayrı yerler var ve gezmek gerçekten uzun zaman alıyor. Bir de vaporetto’larla, Venedik’e bağlı birçok adaya gidebiliyorsunuz. Cam işleriyle ünlenmiş olan Murano, genelde herkesin gittiği bir ada. Biz de yola çıktık, ancak yol çok uzun sürdüğü için ve ben güneşin batışını kaçırmak istemediğim için adayı göremeden geri döndük. Fakat o gün Grand Canal’a döndüğümüzde yakaladığımız günbatımı, belki de hayatımda gördüğüm ENN büyülü günbatımlarından biriydi. Fotoğraf çekmelere doyamadım, resmen gözümden kalpler çıkıyordu.
Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz KağıtKartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt

Restoranları ise inanın çok net hatırlayamıyorum, çünkü önceden çalışmamıştım ve tamamen rastgele o anki yorgunluk derecemize göre bir yerlere girip denemeler yapıyorduk. Venedik’te yemekler olağanüstü değildi, ancak yediğimiz herşeyi de sevdik genel olarak. Fakat iki yer vardı, onları mutlaka yazmam gerek: Birisi Osteria ‘Ai Osti. Burası, öğlen saatlerinde yemek çıkaran ve çok hareketli olan, yemekleri de hızla tükenen inanılmaz samimi bir yer. 6-7 masa var belki, içerisi gayet ufak. Girdiğinizde günün yemeğini ve yemek kalıp kalmadığını sorabilirsiniz. Biz girdiğimizde bir çeşit vardı ve ne beklememiz gerektiğini bile bilmeden söyleyip paylaştık. Görüntüsü itibarıyla benim çok önyargılı olacağım bir yemekti, ama tadı öyle güzeldi ki, sanırım ne Barış ne de ben unutabiliriz o yemeği! 🙂 İkincisi ise Bella & Brava adlı doğal İtalyan pizzası yapan, organik malzemeler kullanan bir yer. Fast food türünde bir mekan, restoran değil. Ancak dekoru çok keyifli, pizzaları ise aşırı güzel!

Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt

1,5 gün Venedik için biraz kısa bir süreydi, ideali 4 gün kadar olabilir sanırım. Görülecek çok fazla yer var. Bir de koşuşturmadan, ağır ağır gezerseniz sanki bu şehrin tadı o şekilde daha iyi çıkar. Yine çok uzun bir yazı oldu farkındayım ve bu sefer de size kar manzaralı bir İstanbul-Ankara tren yolculuğundan seslendim. 🙂 Bu ara her haftasonu yazılarım başka başka konumlardan geliyor ama vaktimi en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyorum!

Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt Kartpostal gibi Venedik - Sevgili Beyaz Kağıt

Harika bir haftasonu olsun; Christmas kutlayanlara Mutlu Noelleeer! 🎄