MERSIN

Mersin’i Hiç Sevmeyeceğimi Düşünürdüm

25/05/2016

Mersin Gezisi - Cennet Cehennem Mağarası - Sevgili Beyaz Kağıt

Yıllar önce, üniversitedeyken 2 günlüğüne gidip, çok gezmememe rağmen önyargıya sahip olduğum bir şehirdi Mersin. Yazları havası çekilmez derecede sıcak ve nemli, denizi Ege’yle kıyaslanamaz bile, şehirde yapacak birşey yok, yemekler ise fazla ağır ve Güneydoğu mutfağına benzer diye düşünüyordum bu zamana kadar. Yaş alırken olgunlaşan ve değişen seyahat etme biçimim ve şehirleri keşfetme yaklaşımımdan olsa gerek, bu son gidişimizde, yine deliler gibi gezmeye fırsat olmasa da, Mersin’in düşündüğümden farklı bir yer olduğunu fark ederek döndüm bu sefer. Toplasanız 1 tam günü dışarıda şehri görerek geçirdik, ama kısa süreye rağmen birçok güzelliğine şahit olma şansımız oldu.

Mersin Gezisi - Sevgili Beyaz Kağıt

Anneannemlerin evinin Erdemli’de olması ve adeta denizin üzerinde hissettiren muhteşem bir manzarası olması şehirle ilgili fikrimi ilk etkileyen şey oldu, itiraf ediyorum. En son böyle uçsuz bucaksız ve tamamen önü açık bir deniz manzarasını balayında cruise gemisindeyken görmüştüm. Evin bulunduğu kat ve camların ferahlığından dolayı, dışarı baktığınızda denizin üzerindeymişsiniz hissi yaratıyor ev. Fotoğraf çekmek bu manzarayı anlatmak için inanın yetersiz, bu yüzden yalnızca balkondan çektiğim idareten bir fotoğraf var. Her tarafı denizle çevrili bir şehirde yaşayıp yine de deniz fukarası olan İstanbullular olarak, kaldığımız süre boyunca ‘İstanbul’da böyle bir ev almak istesen ne kadar tutar’, geyiğini mütemadiyen yaptık tahmin edebileceğiniz gibi. 🙂

Mersin Gezisi - Cennet Cehennem Mağarası - Sevgili Beyaz Kağıt Mersin Gezisi - Cennet Cehennem Mağarası - Sevgili Beyaz Kağıt

Mersin Gezisi - Cennet Cehennem Mağarası - Sevgili Beyaz Kağıt Mersin Gezisi - Cennet Cehennem Mağarası - Sevgili Beyaz Kağıt Mersin Gezisi - Cennet Cehennem Mağarası - Sevgili Beyaz Kağıt Mersin Gezisi - Cennet Cehennem Mağarası - Sevgili Beyaz Kağıt Mersin Gezisi - Cennet Cehennem Mağarası - Sevgili Beyaz Kağıt
Mersin Gezisi - Cennet Cehennem Mağarası - Sevgili Beyaz Kağıt Mersin Gezisi - Cennet Cehennem Mağarası - Sevgili Beyaz Kağıt

Meşhur Cennet ve Cehennem Mağarası (aslında doğrusu Çöküğü olmalıymış) ile başlayan mini şehir turumuzda, bahar ayında gitmenin şansını yaşadığımızı söylemeliyim. Mağaraya inerken epey fazla merdiven inip güzel bir egzersiz yapıyorsunuz, ancak yaz aylarının nemli havasında çekilmez olabilir. Mağara, vadi, şelale ve kanyon gibi doğa oluşumlarını görmeyi her zaman çok seviyorum ve doğanın çılgın formlarıyla büyüleniyorum. Burası da yemyeşil ve çok sıradışı, sık sık mola vermek ve fotoğraf çekmek isteyebilirsiniz. Cennet Çöküğü olarak adlandırılan mağaraya ulaştığımızda, alerjilerden dolayı tıkanmış nefesim açılıyor ve tertemiz havayı içimize çekiyoruz. Mağaranın girişine kadar inip, içine girmemeyi tercih ediyoruz, zira ayakkabılarımız/terliklerimiz kaygan merdivenler için çok da uygun değil ve tabii ki yine bir Türkiye müze işletmeciliği başarısı ile, mağaradaki yanması gereken ışıkların hiçbirisi yanmıyor. Zifiri karanlıkta, ayaklarımız kayarak düşme tehlikesini almak istemeyip geri yukarı çıkıyoruz ve diğer ziyaretçiler gibi Turizm Bakanlığı’na biz de bir çift laf ediyoruz. Girişi ücretli olan bir müze yeri için hizmet sağlamamayı anlamak gerçekten mümkün değil. Cehennem çukuru ise balkon gibi bir alandan manzaraya bakabileceğiniz bir yer, aşağıya iniş yok. Bu arada mağaraları ziyarete sabahtan gidecek olursanız, yol üzerinde begonvillerle süslü girişleri olan çok tatlı kahvaltı yerleri var, bunlardan birini deneyebilirsiniz.

Mersin Gezisi - Narlıkuyu - Sevgili Beyaz Kağıt Mersin Gezisi - Narlıkuyu - Sevgili Beyaz KağıtMersin Gezisi - Narlıkuyu - Sevgili Beyaz Kağıt Mersin Gezisi - Narlıkuyu - Sevgili Beyaz KağıtMersin Gezisi - Narlıkuyu - Sevgili Beyaz Kağıt

Mağaralardan sonra denize girmek için en iyi olduğunu öğrendiğimiz Narlıkuyu Koyu’na gidiyoruz, ama öncesinde her yeri görmüş olmak için birçok plajdan geçiyoruz. En güzel koy olduğuna karar verdiğimiz Narlıkuyu’ya geri dönüp meşhur Lokmacı Öğretmenin Yeri’ne oturuyoruz önce. Orta şekerli, çıtır çıtır ve tarçınlı lokmalardan bir tabağı yutup, rengi tupturkuaz olan koyda uygun bir alan bulup (denize girmek için bir kumsal yok, restoranların önünden veya aralardaki ufak boşluklardan girebilirsiniz) Barış’la Alp denize cupluyor, bense hayretle peşlerine düştüğüm yengeçleri fotoğraflıyorum. Mersin’de turkuaz bir su bulmanın şaşkınlığındayken, suyun soğuk olması ve bizimkilerin donduklarını söylemesine daha çok şaşırıyorum, çünkü Mersin’in suyunu sıcak ve tuzlu sanıyordum(!). Meğerse, Narlıkuyu’da tatlı ve tuzlu su karışıyormuş ve akıntıyla soğuk su geliyormuş. Baharda değil de yaz mevsiminde tam bir cennet olur o serin su.

Mersin Gezisi - Narlıkuyu - Sevgili Beyaz Kağıt Mersin Gezisi - Narlıkuyu - Sevgili Beyaz KağıtMersin Gezisi - Narlıkuyu - Sevgili Beyaz Kağıt Mersin Gezisi - Narlıkuyu - Sevgili Beyaz Kağıt Mersin Gezisi - Narlıkuyu - Sevgili Beyaz Kağıt Mersin Gezisi - Narlıkuyu - Sevgili Beyaz Kağıt

Narlıkuyu ufacık ve kısmen Bodrum’un Gümüşlük’ünü andıran bir koy. Dizi dizi balık restoranları, bir iki büfe ve lokmacı dışında hiçbirşey yok, ama burayı çok orijinal kılmış. Restoranların hepsi muhtemelen aynı menüyü servis eden, kimisi diğerine göre daha popüler olan balıkçılar. Hepsinde Lagos’u öneren tabelalar var; ben hiç Lagos yemediğimi ve nasıl bir balık olduğunu bilmediğimi fark ediyorum. Foursquare’de okuduğumuz birkaç yorumdan sonra, konumunu da en çok beğendiğimiz Canatan Restoran’a oturuyoruz ve salata, kalamar, karides ve patates cipsi (aslında kızartma, ama buralarda cips diyorlarmış) söylüyoruz. Yetmezse devam ederiz diye düşünüyoruz, bir de aklımızda buradan sonra Mersin’in esas meşhur yemeği olan tantuniyi denemek var (1 güne herşeyi sığdırmaya çalışıyoruz, vallahi iştahtan değil). Önden gelen muhteşem bir zeytin tabağı ve tazecik yeşilliklerle başlıyoruz ve her gelen tabakta daha da keyifleniyoruz, çünkü herşey inanılmaz taze ve lezzetli. ‘Roka salatası’ diye sipariş ettiğimiz tabak, roka ve salata olarak iki ayrı tabak olarak geliyor ve 3 kişi için anormal boyutlarda olmasıyla biraz şok geçiriyoruz. Esas ilginç olan, salataların her ikisinde de avuç avuç taze sarımsak olması. Lezzet on numara, ancak sarımsak insanlara dönüşmek kaçınılmaz. Garsonumuzu üzmek istemiyoruz ve ortama ayak uydurup sarımsaklı sarımsaklı yiyoruz (sonrasında 2 gün sarımsak gibi hissettim, ama faydalarını düşünüp kendimi avutmaya çalıştım – biliyorsunuz, doğal bir antibiyotik). Kalamar iyi, ama esas karideste bizi mest ediyorlar. Jumbo karidesler öyle güzel geliyor ki, uzundur böyle iyisini yememişiz. Denizin dibinde saatlerce oturup uzun uzun yiyoruz, ama sanki daha esnek olsa vaktimiz, daha da kalırız. Burası gerçekten çok keyifli, Mersin’e geldiğinizde şiddetle öneririm.

Mersin Gezisi - Künefe - Sevgili Beyaz Kağıt

Mideler dolu kalkınca, tantuni pas geçiliyor mecburen, ama en azından ‘Hatay’dan sonra en iyisi’ olarak duyduğumuz künefeyi de bir yerde yiyelim diyoruz ve Erdemli’de, yine Foursquare yorumlarıyla gittiğimiz Erdemoğlu’nda pisboğazlığın dibine vuruyoruz. Hatay Çınaraltı’nda yediğim künefeyi henüz geçebilen hiç bir yer olmadı maalesef, ama fena değil diyebiliriz. Benim daha önce İstanbul’da Ciğerci Hulusi’de denediğim ve Mersin’e özgü olan Kerebiç tatlısından da bir paket yaptırıp eve götürüyoruz. Kerebiçle birlikte servis edilen kremayı pakete doldurdukları için mi bilmem, ama pek rağbet görmüyor. Denemek isteyenler olursa, dışı irmik, içi ise fıstık dolgulu, kurabiye görünümünde bir tatlı.

Dışarıda planladığımızdan az yediğimiz, ama evde anneannemin efsane yemekleriyle fazlasıyla takviye ettiğimiz bol yemekli bir seyahat oluyor. Dışarıda yemeye fırsat bulamadığımız bir başka Mersin lezzeti olan sıkmayı kahvaltıda anneannem yapıyor, yoldan da haşlamak için mısır (Mersin’de mısır çok iyi) ve elbette birkaç paket cezerye kapıyoruz ve böylelikle listemizin tamamı olmasa da büyük bir kısmına tik atmış oluyoruz. Bu kısa ziyaretin ağırlıklı olarak bir yemek turu gibi göründüğünün farkındayım ve dağları yemişiz gibi anlattığımın da farkındayım, ancak aşırı abartmadığımızı söyleyebilirim. 🙂 Öte yandan, bazı şehirlerimizde yemekler öyle iyi ki, yerine gitmişken yememek haksızlık olur diye düşünüyorum. Mersin de tam olarak bunlardan birisi. Unutmadan, narenciye üretimi de fazlasıyla yaygın ve bereketli: limonunuzu portakalınızı almadan dönmeyin! 🙂

Seyahatleri veya günlük aksiyonları takip etmek isterseniz, Facebook, Instagram veya Twitter‘dan beni bulabilirsiniz! Ve tabii, Google Plus‘ta da! Yazın, tanışalım! 🙂