KİŞİSEL TORONTO

Taşınmanın hissettirdikleri – taşındık mı şimdi biz?

19/09/2018

Toronto'da yaşam

Öyle çok taşınmışız, hayatımızda harekete ve değişikliğe yer açmışız ki,

dünyanın bir ucuna taşınırken bile sanki tatile gidiyormuş hafifliği ve rahatlığı vardı üzerimizde.

Sanki bir taşınma değil de, sonu belli bir yolculuk, kısa süreli bir vedaymış gibi. Belki de kavuşmaların çok uzak olmamasını dilediğimiz, vedayı duygusallaştırırsak daha zorlanacağımızı bildiğimizden. Aslında sebebin sadece bir kısmı bu. Geçtiğimiz günlerde, blogun hakkımda sayfasını güncellememin vakti geldiğini fark edip hikayeme bir dokunuş yaptım. O an fark ettim ki, benim hayatımın neredeyse çoğu, yerleşik düzenden ziyade hareket halinde ve/veya bu düşünceye açık geçmiş.

Hatta bakın ilk cümlede ne demişim: 16 yıl Ankara, 2 yıl Arizona, 4,5 yıl Montreal, 6 yıl İstanbul, birkaç hafta Bali, 2 ay Miami, 1+ yıl Bodrum ve şimdi de Toronto’da yaşıyorum. Yazarken benim bile kafam karıştı – sizin de karıştıysa haklısınız! 🙂

Toronto’ya taşınalı tam olarak 1 ay 4 gün geçti, ama ben hala kendimi ‘taşındık mı gerçekten’, diye sorarken buluyorum. Biz artık burada mıyız, evimiz burası mı, burada kalacak gibi yerleşiyor muyuz? Eşya alıyor muyuz mesela? Öyle uzun zamandır bir belirsizlik ve ‘yersizlik’ vardı ki, hayatımız hep ‘hafifleme’ temasında sürüyordu. ‘Aldığımız herşey bize yük olacak’ gözüyle bakıyor, durmadan birşeyleri elden çıkarıyorduk. Valizlere sığdırabilecek kadar eşyaya düşmemize az kalmıştı. Sosyal medyadan takip eden arkadaşlarımız, yakınlarımız ve hatta ailelerimiz bile sürekli evrilen planlarımızı takip edemiyor, ‘siz şimdi hangi şehirde yaşıyorsunuz’ diye sorular geliyordu.

Öte yandan, biz düzenli hareket rutininin içinde aslında yolumuzu biliyor, Toronto’ya gelebilmek için adımlar atıyorduk. Epey geriye dayanan, uzunca planlanan, fakat beklediğimizden daha yavaş ilerleyen bir sürecin sonunda buradayız.

Toronto'da yaşam

Biz burada olmayı çok hayal ettik ve şu anda o hayali yaşıyoruz.

Bu cümleyi belki de en çok kendim için söylüyor ve tekrar ediyorum, çünkü insanın kafasına dank etmesi biraz zaman alıyor. Bunca taşınmanın üzerine artık her değişimi çok daha kolay kabullenir, daha az şaşkınlıkla karşılar oldum. Adaptasyon için kolaylık olsa da, herhangi bir kişi için çok daha büyük heyecan yaratacak bir olaya, çok daha az ve kısa süre heyecan duyduğumu, hızla o heyecanın yerini ‘normalleşme’nin aldığını farkettim.

Zaman zaman düşünüyorum da, insan, hayaline ulaştığında onu yaşadığını fark etmeyebiliyor. Bir anda hayatına yeni hayaller ve düşünceler giriyor; sonra bir bakıyorsun, kimbilir ne kadar zamandır hayal ettiğin anı yaşarken aklın başka şeylere gitmiş. Yeni düşünceler, yeni istekler peşinde; 3 sene, 5 sene sonranın, bir sonraki adımlarının derdindesin. Oysa hatırlamak lazım:  bu an için büyük bir emek verdin, gerçekleşti, buradasın ve bu çok değerli.

Toronto'da yaşam - CN TowerToronto'da yaşam - CN Tower

Bizim evimiz burası mı?

Son günlerde, ‘artık ev burası mı’ düşüncelerine fazlasıyla kendimi kaptırmış, yine bir aidiyet ve düzen sorgulamasına girmiş buldum kendimi. Devamlı hareket etmekten ve bu fikri mental olarak kolaylaştırmaktan, sanki yine gidecekmişim hissindeydim. Kimi insanlar için, yaşadığı mahalleden başka mahalleye taşınma fikri bile belki bir sene boyunca değerlendirilecek bir konuyken, bizim için ‘taşınma’ aksiyonu sanki yarın yeni bir işe başlayacakmış kadar doğal bir hale büründü. Kaldı ki, biz bu taşınmaları yaparken işlerimiz de hiç değişmedi.

Uçağımız şehre iniş yaptıktan en fazla birkaç gün sonrasında (çoğunlukla ertesi gün) yerel saatin sabahında işe başladık. Bu manyakça durum sanırım benim ayarlarımı biraz fazla bozmuş olmalı ki, kendimi hiçbirşeyden etkilenmeyen makina-vari birşey gibi hissettim. Yarın uyanıp buradan da taşınacakmışım düşüncesine kapıldım. Oysa öyle değil ve bu süreç de benim kabulleniş evrem olacak. Artık burada olduğumuzu, bir süre kökleneceğimizi, ”ev”in burası olduğunu kabul edeceğim. Ta ki, hayat bizi kendi akışında başka bir yerlere götürene dek.

Peki taşınmak ve adaptasyon kolay mı?

Her ne kadar taşınmak kolaymış, sanki uzun bir tatile gidiyormuşuz gibi konuyu hafifleştirsek de, taşınmak büyük bir değişim ve zor bir kabulleniş. Yeni bir şehrin, evin, düzenin ve çevren var; bildiğin ve sevdiğin herşeyden uzaksın. Herşeyi sıfırdan öğrenmen gereken, adım adım gelişmen gereken bir sistem var ve bu keyifli olduğu kadar emek isteyen bir süreç.

Taşınmanın fiziki tarafı da, duygusal tarafı da bence hem kolay hem zor. Mental olarak kendini taşınma sürecine hazırlar ve hazırlıklarını doğru düzgün yaparsan, kafanda da konuyu kocaman dev bir balona evirip çevirmezsen, taşınmak atla deve değil. Elbette yorucu, ama iyi bir planla tıkır tıkır hareket ediyorsun. Ev bulmak, eşya taşımak ve temizlemek gerçekten bu sürecin en tatsız ve sıkıcı tarafıydı. Taşınmadan tam bir hafta sonra işe geri döneceğimiz için vaktimiz çok azdı ve tüm süreci hızlandırılmış şekilde gerçekleştirdik. Stresli ve yorucu muydu? Kesinlikle evet. Ama halloluyor. Henüz eşyaları tamamlamış, herşeyi dört dörtlük yapmış değiliz ama bunun zaman aldığını biliyoruz ve keyifle yapmak istiyoruz geri kalanını.

Duygusal yönden ise bambaşka birşey. Yine kendini hazırlar, bu düşünceyi benimser, olumlu yanlarına odaklanırsan çok daha hızlı ve sancısız bir geçiş yaşandığını düşünüyorum. Taşındığın yer felaket bir çukur olmadığı sürece, eminim ki çok da güzel deneyimler bekliyor. Yepyeni gelişim alanları, yeni bir vizyon, imkanlar, fırsatlar. Gözümüz neyi görürse onu yaşıyoruz bence – bu nedenle herşeye olumsuz baktığımızda olumsuz deneyimler yaşıyoruz, zorlanıyoruz. İmkanları ve farklılıkları görürsek bunları yaşıyoruz, önümüze güzel tesadüfler, yollar çıkıyor.

Fakat özlemek HEP var. Bir gün uyanıp içindeki tüm özlem duygusunu yitirmiyorsun. Herşeyi özlüyorsun, herşey aklına geliyor. Çünkü anıların var, sevdiklerin var, alışkanlıkların var. Sabah uyandığında birden burnuna simit kokusu gelebiliyor, Bodrum’un sahillerini hatırlayıp iç geçirebiliyor, Pazar sabahı ailene kahvaltıya gitmeyi, arkadaşınla bir kahve içmeyi özleyebiliyorsun. Özledik, özlüyoruz ve özleyeceğiz. 🙂 Romantik yanımız her zaman özleyecek. Fakat ben bunu şöyle değerlendirmeyi tercih ediyorum ve benim için özleme hissini kolaylaştırıyor: Ankara’dayken İstanbul’u özlerdim, İstanbul’dayken Bodrum’u, ailemleyken arkadaşlarımı, simit yerken menemeni.

Kısacası, özlemek hayatımızın bir parçası ve bize ne kadar değerli şeylere sahip olduğumuzu hatırlatıyor. Özleyebiliyorsak, demek ki bu güzel anların hepsini yaşamışız ve çok şanslıymışız. Ve yeniden yaşayabiliriz. 🙂

Uzun bir yazı oldu – buraya kadar okuduysanız ne mutlu.

Hepinize sevgiler.

You Might Also Like