YURTDIŞINDA YAŞAM

Londra’da Yaşam Nasıl – İş, Sosyal Yaşantı, Hayat Kalitesi – Gökhan Yavuz

26/11/2018

Yurtdışında Yaşama Dair -Londra'da Yaşam - Gökhan Yavuz

Geçtiğimiz haftalarda, yurtdışında yaşama dair bir seriye başlamış ve ilk röportajda Barselona’ya ışınlanmış, Mimoza Cendey’in anlatımından tecrübelerini okumuştuk. Gelen güzel yorumlardan da motivasyonu yüksek tutarak, pek çok ülke ve şehirden ulaştığım kişilerden röportajlar birer birer gelmeye devam edecek. Bu haftanın durağı ise, Türkiye’den çok fazla göç alan ve hala da çok fazla kişinin araştırmalarında yer edinmiş olan, İngiltere. Çok güzel ve detaylı bir anlatımla, ‘Londra’da yaşam nasıl’, sorusunun yanıtlarını eski iş arkadaşım Gökhan Yavuz’dan alıyoruz!

Londra’da yaşam nasıl, hangi vize ile gidilir, iş nasıl bulunur?

Gökhan’ın, eşi Gülen ile beraber Londra’ya taşınmasının çok hızlı geliştiğini ve Ankara Anlaşması ile gittiklerini hatırlıyordum, ancak bu yazıya kadar ben de detaylara sahip değildim. Ankara Anlaşması opsiyonunu, zamanında biz de yüzeysel olarak araştırmış kişiler olarak açıkcası merak ettiğim ve sürecine hakim olmadığım bir konuydu. Ne kadar sürede çıkar, bu vize ile çalışma koşulları nedir diye merak ediyordum ve Gökhan’ın bu şekilde gitmiş olmasının birçok kişinin sorularına ışık tutabileceğini düşünüyorum. Bu arada, Kanada ile sistem anlamında çok büyük benzerlikler olduğunu fark ettim ve özellikle kuaför ve hizmet sektörü konusunda 100% hemfikirim! Türk kuaförleri, çok özleniyorsunuz. 🙂

Sosyal yaşantı, iş hayatı ve İngiltere vizesi gibi birçok konuya değindiğimiz röportaj için ben sözü Gökhan’a devrediyor ve sizi keyifli bir okumaya bırakıyorum.

 

Ne kadar süredir İngiltere’de yaşıyorsun? Taşınmadaki motivasyonların nelerdi ve nasıl karar verdin(iz)?

1,5 yıldır İngiltere’de yaşıyoruz. Eşimle evlendikten sonra yurtdışı deneyimi hep aklımızdaydı bu yüzden araştırıyorduk fakat bu kadar erken taşınmayi beklemiyorduk. Taşınmadaki en büyük motivasyonumuz sırasıyla farklı bir ülkede çalışma deneyimi, kendimizi geliştirmek, ilerisi için farklı bir vatandaşlık almak.

İstanbul’da çalıştığım son firmadaki yabancı CEO ve CTO oradan ayrılarak, Londra’da yeni bir startup kurdular. Daha sonra proje yöneticisi pozisyonu için benimle iletişime geçince hızlı bir şekilde karar alıp taşındık.

Şu an hangi şehirdesin? Yaşanılabilir bir şehir mi sence? Kira, aylık masraflar, satın alma gücü gibi faktörleri değerlendirebilir misin? Varsa örneklerle harika olur 🙂

Şu anda Londra Weybridge’de yaşıyoruz. Kesinlikle Londra’da yaşanabilecek en güzel yerlerden birisi. Londra merkeze trenle 35 dk. mesafede. 2 odalı bir ev için 1150£ kira ödüyoruz faturalarla birlikte aylık ev masrafı 1600£’u civarında. Aylik mutfak giderlerimiz 400£ civarında.

Londra merkeze göre daha sakin ve şehir hayatından biraz daha uzak. Normalde diğer semtlere göre biraz daha pahalı bir bölge. Sakin bir yer fakat çok memnunuz.

En merak edilen konu başlıkları arasında eminim üst sıralara oynayan bir soruya geliyorum: Hangi vize ile gitmiştiniz, biraz da bundan bahsedebilir misin?

Bahsettiğim gibi start-up bir şirketten teklif aldim. Fakat start-up bir şirketin bir çalışana sponsor olması çok zor. Sponsorluk için belli kurallar var: örnek olarak, şirketin 3 yil faaliyet göstermiş olması, aranılan pozisyonun ilanının belli bir süre açık kalması ve hiçbir Ingiliz’in başvurmaması, ek olarak bir suru dokümantasyon işi. Yeni kurulmuş küçük bir start-up şirketin yapabileceği bir şey değil 🙂

Dolayısıyla diğer bir seçenek olan Ankara Anlaşması’yla geldik. Ankara Anlaşması’nı araştırıp, hazırlıkları yapmak 15 günümüzü aldı. Tabii benim yıllarca analist olarak dokümantasyon hazırlamam, TÜBİTAK projelerinde vs yer almamın etkisi var. Normalde bunun icin danismanlik alarak yaklaşık 2-3 ay uğraşan kişiler tanıyorum.  Başvuru sonrasında 3 ay içinde 1 yıllık vizelerimizi aldık ve Londra’ya taşındık.

İlk kez yurtdışında yaşama tecrüben miydi? İlk aylarda nasıl hissettin, izlenimlerin nasıldı?

Daha once Erasmus öğrencisi olarak 6 ay Amsterdam’da yaşamıştım. Dolayısıyla az çok ilk zamanlardaki zorluklar ve nasil geçeceğini tahmin ediyordum. Londra’daki ilk işimde ofiste çalışacağım diğer 6 kişiyle daha önce Türkiye’de çalıştığım için buraya olan adaptasyonu hızlandırdı. Ilk aylarda ev bulma, banka hesabı açtırma, polis kaydı ve buna benzer işlemlerle gecti. Ağustos başında gelmiştik sıcak olmasını beklerken soğuk ve yağmurlu bir havaya denk gelmiştik. Üşüdük biraz.

Türkiye İstanbul’da yaşarken, güvenlik olarak hep bir tedirginliğimiz oluyor. Her zaman kapıları, camları kontrol etmemiz, yolda yürürken sağımızı solumuzu sürekli gözetmemiz, akşamları yolda yürürken çok dikkatli olmamız, arabadayken kapıyı kilitlememiz ve bunun gibi birçok örnek. Üzerimizdeki bu korku ve tedirginliğin 2 hafta sonra tamamen kalktığını hissettim.

Yaşadığım ve çalıştığım yerin Weybridge olmasından kaynaklı, doğanın güzelliği ve havanın temiz olması, kargaşadan uzak ve huzurlu bir yerde olduğumu hissettim.

Yaşam standartlarında veya tarzında nasıl bir değişiklik oldu? Türkiye’deki yaşantınla kıyasladığında nasıl hissediyorsun, biraz anlatsana. Daha iyi veya daha kötü olan noktalar neler?

Burada yaşamaya başladıktan sonra yaşam kalitemiz direk olarak arttı. Su ana kadar 2 farklı şirkette çalıştım, çalışma ortamında herhangi bir stres yok ve genel olarak çok rahatlar. Iş yerinden erken çıkıp saat 17:30 gibi evde olabiliyorum. Kendime ayırdığım zaman arttı, düzenli spor yapabiliyorum. İşten sonra ayrı bir hayatın olması çok güzel.

İstanbul’da olduğu gibi eve geldikten sonra yorgun ve bitkin olmuyorum. Enerjik bir şekilde iş sonrasında farklı planlar yapabiliyoruz.

Burada maalesef hizmet sektörü biraz kötü ve pahalı. Dolayısıyla temizlik ve ütüyu bizim yapmamız gerekiyor. Burada pahalı olan bir diğer şey de kuaförlük hizmetleri, eşim Gülen de bu konuda İstanbul’u özlüyor.  

Bir günün nasıl geçiyor? İş konusunu değerlendirir misin? İş bulmak kolay mı, ve ne gibi alanlarda daha rahat bulunuyor? İş kurmak konusunda tecrüben varsa onu da duymayı çok isteriz 🙂

Maalesef geldikten 5 ay sonra ilk girdiğim şirket operasyonu durdurdu. Dolayısıyla 5 ay sonra kendimi iş arama sürecinin içerisinde buldum.

Yazılım sektöründe, tasarımcı, yazılımcı ve proje yöneticisi gibi pozisyonlarda çok fazla açık pozisyon var.

Ankara Anlaşması’yla geldiğim için sadece contractor işlerde çalışabiliyorum. Londra’da çok fazla açık contractor pozisyon da var.

İş bulma süreci Türkiye’ye göre biraz farklı. Çok fazla recruitment şirketi var ve şirketlerin IK’larıyla görüşmek mümkün değil. Bu şirketler CV’de sadece keyword’lere bakıyorlar. Kesinlikle CV’yi incelemiyorlar. Bu yüzden CV’mi belki 10 kez güncelleyerek yaklaşık olarak 4 ay boyunca iş aradım. 4 ayın sonunda 3 farklı şirketten aynı anda teklif aldim. Yani bir product owner için iş var ama buradaki sisteme alışmak kolay değil.

Burada 1 yıl kadar bir yerde çalıştıktan sonra ve sisteme alıştıktan sonra iş bulmanın daha kolay olacağını düşünüyorum.

İş hayatını Türkiye ile kıyasladığında ne gibi farkılılar gözlemliyorsun?

Burada çalıştığım şirketlerde 0 stresle çalışıyorum. Türkiye’deki stresli çalışma ortamı yok.

İşe zamanında girip zamanında çıkıyorsun. Yöneticin de işten çıkman için elinden geleni yapıyor. 2 şirkette de yöneticimden saat 17:30 olduğunda duyduğum “Gökhan artik eve gitme zamanı” veya “Gökhan sana çok önemli birşey söyleyeceğim lütfen artik eve git”.

Evden çalışma olayının çok yaygın olması. Genel olarak Cuma günleri trafik çok az oluyor ve birçok kişi evden çalışıyor.

Aile kavramina ii yerlerinde verilen önem ve saygı. Henüz çocuğumuz yok fakat genel olarak çocuğu olanlar çok rahat bir şekilde 15:00’de çıkıp çocuklarını alıp çalışmaya devam edebiliyorlar. Bunun dışında herhangi birşey olduğunda izin almak çok kolay.

Yaşadığın yere eleştirilerin veya gelişime açık olduğunu düşündüğün şeyler var mı? Yoksa İngiltere’de yaşam mükemmel mi?

Yaşadığım yere en büyük eleştirim belediye, emlak, banka hesabı gibi işlemlerde tamamen bir checklist’i takip ediyorlar ve orada herhangi bir eksik varsa işlemlerde sıkıntı oluyor. Bu kadar dokümanlara bağlı olmalarına anlam veremiyorum. Bu konuda biraz esneklik sağlayabilirler.

Bu tarz işlemlerde kurumlarda çalışanlar genelde multitasking’e uygun değiller, dolayısıyla bir işin hallolması cok uzun sürebiliyor. Biz tezcanlı bir milletiz hemen herşey hızlı olsun istiyoruz.

Peki, İngiltere’de veya yaşadığın şehirde çok Türk var mı? Kimi şehirlerde adım başı bir Türk’le karşılaşmak, hatta bazen mini bir Türkiye’deymiş gibi bile hissetmek mümkün. Orada da böyle bir durum var mı?

Weybridge İngiliz’lerin yoğunluklu oldugu bir bolge cok fazla göç almamış. Bu çevrede yaklaşık 13-14 Türk aile var. Bizim de ayda bir kesin görüştüğümüz efsane bir Türk grubu var.

Fakat Londra’nın kuzeyinde Harringey diye bir bölge direkt olarak küçük bir Türkiye. Türkiye özlemi çeken birisi oraya giderek, çok rahat Turkiye’de gibi bir gün geçirebilir. Arabada çalan radyo Türkçe, restoran isimleri Gökyüzü, Antepliler, Diyarbakır aradığınız herşeyi bulabileceğiniz bir yer. Bu arada restoranlar efsane.

Vurucu bir soruya geliyorum, hazır mıyız? 🙂 Türkiye’yi özlüyor musun? Her ne kadar yurtdışına taşınmak çoğu kişinin hayallerini süslese de, adaptasyon süreci ve sonrasında sevdiklerinden ve alışkanlıklarından uzakta kalmak aslında bir yandan da oldukça zor. Sen nasıl hissediyorsun?

Türkiye’yi özellikle yaz aylarında ve bütün sevdiklerimizin bir araya geldigi bayramlarda çok özlüyoruz.

İlk sene yerleşme adaptasyon doneminde cok yapamasak da, Londra’dan İstanbul’a çok fazla sefer var ve genelde bilet fiyatlari pahalı olmadığı için çok özlersek birkac gun geçirip geri dönebiliriz.

Burada ilk 1 yılda çektiğimiz zorluklar ve sevdiklerimizin yanında olamadığımız için bu süreç beni oldukça duygusallaştırdı.

 

Serideki diğer röportajları okumak için tıklayın

You Might Also Like